‘Zihnimizi Bilgisayara Aktarmak’ Bir Gün Mümkün Olacak mı?
67 okunma

‘Zihnimizi Bilgisayara Aktarmak’ Bir Gün Mümkün Olacak mı?

ABONE OL
Ekim 13, 2021 21:48
‘Zihnimizi Bilgisayara Aktarmak’ Bir Gün Mümkün Olacak mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir bilgisayara insan zihnini aktarma görüşü, insanların uzunca zamandır hayal ettiği bir süreç. Bazıları için sadece bir bilim kurgu öğesi olsa da teknoloji ve bilim çağına doğan ve bu çağın aktüel bilgileriyle gelişenler için bu alaka çekici mevzu başlığı, ‘bir gün onu da yaparız‘ dediğimiz bir şeye dönüşmüş gidişatta. Peki acaba gerçekten yapabilecek miyiz? Zihni bilgisayara aktarma, bilimsel bir mevzu başlığı mı, yoksa hayal eforumuzun yanılgısız ve coşku verici bir kurgusundan mı ibaret?

Bilim mi, kurgu mu? sualini sorarak farklı mevzuları araştıracağımız yeni serimizin ilk başlığı olarak sizler için bu mevzuyu seçtik. Gelin, bu suale beraber cevap arayalım. Öncelikle sualimiz için verilecek yanıtımıza süratli bir giriş yapalım; akıl aktarımı hakkında artık sadece kurgusal hikayelerde değil, laboratuvarlarda, üniversite amfilerinde, bilimin ve teknolojinin üretildiği her yerde onlarca şey yazılıp çiziliyor. Teorik olarak ne kadar muhtemel olup olmadığı, pratiğe nasıl geçirileceği bilim etraflarınca sık sık tartışılıyor. Başka Bir Deyişle hakikatinde artık bu mevzu bizim için bir ‘bilim’.

Fakat ne yazık ki bilim insanlarının bu mevzuda araştırmalar yapmaya başlamış olması ve karşımıza muhtelif kuramların çıkması, bu kavramı hayata geçirilmesi kesin hale getirmiyor. Peki bu mevzuda neler oluyor, bilim neler söylüyor? Zihnimizi bir bilgisayara aktarıp evrimin apayrı bir noktasına varmamıza ne kadar var? Adım adım araştıralım.

Kısa bir tanım: Akıl aktarımı nedir?

beyin

Akıl aktarımının ne olduğunu hakikatinde pek çoğumuz izlediğimiz filmlerden, okuduğumuz kitaplardan biliyoruz. Zihnin farklı ve şimdilik her biri teorik olan usullerle bulunduğu beyinden farklı bir etrafa aktarılması. Bu noktaya kadar belirleme kısmında rastgele bir mesele ile karşılaşmıyoruz. Fakat size ‘akıl nedir?‘ diye sorulduğunda, cevap vermek için ‘akıl aktarımı nedir?’ suali karşısında düşündüğünüzden daha fazla düşünmeniz gerekebilir.

Zira akıl, biyolojik, felsefi ve psikolojik olarak farklı anlamlar ifade eden, üzerine hala pek çok münazaranın bulunduğu zorlayıcı bir kavram. Zati hakikatinde akıl aktarımı mevzusuna dair güçlüklerin pek çoğu da esasta zihni belirleme biçimimize dayanıyor. 

Fakat biz yeniden de, en genel haliyle zihni de belirlemek için lügat anlamına göz atalım; insanda anlayış, kavrayış, idrak etme yetisi; yaşantıları, bilinenleri, bunların geçmişle olan iletişimlerini şuurlu olarak kafada gizleme eforu, hafıza. Başka Bir Deyişle kısaca akıl, şuur ve zekânın bir tamı; bize anlamayı, bilmeyi, öğrenmeyi sağlayan şey.

Zihni bir bilgisayara aktarmak şu anki ihtimallerle neden muhtemel değil?

zihin aktarımı

Zihni bir bilgisayara aktarmanın teorik olarak farklı yolları var. Ancak bunlardan hiçbiri henüz hayata geçirilmeye yanaşmadı dahi. Zira zihni aktarabilmenin yolu biliyoruz ki, ya da bildiğimizi sanıyoruz ki, beyinden geçiyor ve beyin o kadar kompleks bir yapı ki henüz onu çok da yakından tanımıyoruz dahi.

Yeniden de bilim insanları bu mevzuda bazı teorik usuller hakkında araştırmalar yürütüyorlar. Misalin ‘beyni tamamen çözdüğümüz‘, her detayıyla tarayarak bize haritasını sunacak tarama makineleri geliştirdiğimiz bir gelecekte, akıl aktarımı muhtemel olabilir. Böyle bir senaryoda tek yapmamız gereken beyni tarayıp bir kopyasını çıkararak dijital bir etrafa aktarmak olacaktır. Ancak natürel ki şu an beynin her bir detayını öğrenmekten oldukça uzağız. 

Bir değişik kuram ise beynin bilgisayar yazılımlarına bağlanabildiğini, dolayısıyla hesaplanabilir bir yapısı olduğunu ve akıl da dahil beynin her bir kıvrımının, her bir işlevinin kodlanabileceğini düşünüyor. 

Hakikatinde bu noktada büyük bir doğruluk payı var zira beynin bilgisayarlara bağlanabildiği pek çok çalışma hakikatleştiriliyor ve artık özellikle Neurolink’in geçtiğimiz sene asıllaştırdığı çalışmalar sayesinde bunu yapabildiğimizi öğreniyoruz. Ancak bu kuramı neredeyse olanaksız hale getiren ehemmiyetli bir detay var; beynimiz kuramda ne kadar hesaplanabilir, kodlarla yazılabilir olursa olsun, bir beynin tüm işlevlerini kodlara dökebilmek ya da tespit edilen her detayın haritasını çıkarmak, neredeyse olanaksız.

Zira bu kompleks yapının her bir hücresini atomlarına kadar araştırmak, kavramak, süreçteki görevlerini çözmek ve yazmak, hayal dahi edemeyeceğimiz, hiçbir yerde depolayamacağımız kadar büyük bir bilgi demek ve bu da hipotez edersiniz ki şu anki asıllığımızdan hayli uzak.

Beyni laboratuvarda fiziksel olarak araştırıp zihnin kaynağına gidemez miyiz?

beyin modeli

Beyni bıçak altında elektron mikroskobu ile araştırarak zihnin bütün olarak nerede olduğunu tespit etmek ve sonrasında da sadece o kısmı kopyalamaya çalışmak da bir alternatif olabilir. Ancak bu da sadece bir kuram. 

Bu mevzuda fare beyni üzerinde asıllaştırılan bir araştırmada bilim insanları, fare beyninin sadece bir kum tanesi büyüklüğünde bir parçasını analiz ve haritasını çıkarmaya çalışma gibi bir işe kalkıştılar. Bu kum tanesi kadar beyin parçasında 100 binden fazla nöron bulunuyordu ve toplamda 4 kilometre uzunluğunda asap lifi mevcuttu. 

Haliyle bu kum tanesi büyüklüğünde parça, daha rahat araştırılabilmek için 25 bin dilime bölündü. İnanılır gibi değil ama bütün 5 ay süresince elektron mikroskopları tarafından araştırılan bu parçalardan 100 milyondan fazla görüntü elde edildi ve görüntülerin 3 ebatlı modelini oluşturmak toplamda 3 ay sürdü. Bu bitirilmiş bilgilerin toplam ebadının ise 2 milyon GB’lik bir alan kapladığı belirtildi. 

Şimdi tekerrür söyleyelim, bahsettiğimiz bir fare beyninin kum tanesi kadar bir parçası. Onu haritalandırıp anlamaya çalışmak dahi bu kadar zorlayıcıyken, haliyle insan beynini bu biçimde araştırmak trilyonlarca kat daha güç olacak ve üstelik elde edeceğimiz bilgiyi depolayabilecek yerimiz var mı onu dahi öğrenmiyoruz.

Başka Bir Deyişle umudumuzu kesmeli miyiz?

zihin aktarımı

Hayır! Yanıtımız çok net, natürel ki hayır. Bilim ve teknoloji birikerek artan, her an bir evvelki an olanaksız gibi görünen bir şeyin artık muhtemel kılınabildiği fantastik yetkinliklerimiz. Burada bahsettiğimiz her şey, şimdiki bilgimiz dahilinde ‘nasıl yaparız?’ sualine verdiğimiz yanıtlardan ibaret. Fakat yarın, çığır açan bir keşif ile bunların hiçbirine gerek kalmadan da zihni aktarabileceğimizi keşfedebiliriz. 

Ya da öyle teknolojiler geliştiririz ki, gerçekten de saniyeler içinde beynin her bir detayını tarayıp haritalandırabilir, tek tuşa basarak bir anda zihnimizi dijital bir etrafa aktarıp ebedi oluruz. Şu an için sadece bunların yakın gelecekte reelleşebileceğine dair elimizde yeterli delil, bilgi ya da teknoloji yok. Fakat ‘insan zihni aktarılamaz‘ dememek için, bolca bilgiye ve geniş bir vizyona sahibiz.

Mevzuya noktayı bu sualle koyalım; şuur aktarımı aynı zamanda ebedi olmak demek, insan buna hazır mı, bunu ister mi?

simülasyon

Bedenlerimiz, beyin de dahil olmak üzere her bir uzvuyla, dokusuyla, hücresiyle, vefatlı. İhtiyarladıkça içinde yaşadığımız bu makine yavaş yavaş can veriyor ve hep bunu öğrenerek buna göre yaşamaya alıştık. Ebedilik görüşü ise başlangıçta kulağa hoş gelse de hakikatinde bundan çok daha aşırısı zira sadece biyolojik canlılar değiliz. Göz arkasını edemeyeceğimiz ve oldukça karışık bir psikolojimiz var.

Ebedilik ise şimdiye kadar sadece bir fantezi olarak kaldı ve hakikatinde belki de şimdi size ebedi olduğunuzu uzun uzun hayal edin dense, bir müddet sonra ebedi olmayı bütün olarak algı edemediğinizi ve hakikatinde azıcık da bu düşünceden sıkıldığınızı fark edebilirsiniz. 

Bu surattan bilimin, teknolojinin ve dolaysız beynin kendisinin karşımıza çıkardığı güçlüklerin yanında, bu da hakikatinde akıl aktarımı mevzusunda aşmamız gereken bir imtihan olacak gibi görünüyor. Ben durup düşündüğümde, zihnimin dijital bir civarda bildiğimden apayrı bir hayatı yaşadığı görüşüyle çok da kolay barışamıyorum.

Ama natürel ki, hayatımıza dahil olan her bir yeni hakikatlik bizi zati kesintisiz apayrı biri yapıyor ve akıl aktarımı da uzunca müddet daha devam edecek çalışmaların bir meyvesi olarak hakikatleşebilecek. İnsanlık da muhtemelen bu süreçte evre evre bu düşünceyi kabullenecek. Tıpkı, bundan 50 sene evvel uzayda canlu hayatından bahsetmek sanki bir ‘çılgın absürtsü’ gibi görülürken günümüzde yalnızca ne zaman tanışacağımızı merak ettiğimiz bir hakikatliğe dönüşmüş olması gibi. Üstelik 50 sene, çok da uzun bir müddet değil.

Kim öğrenir, belki torunlarımızın çocukları kendimizi bir simülasyona aktarma kararı almamız, bu aslı hazmedebilmemiz ve onlarla bakiye kadar yaşamamız için bizi ikna etmeye çalışan XXX nesli olacak ve onlar çoktan içine geliştikleri dünyada bu düşünceye alışmış olacaklar. Öğrenemeyiz, bekleyip göreceğiz.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.